ilk defa bir ateistle karşılaştığımda 16 yaşındaydım. şaşırmıştım. bir iki yıl önce şu arkadaşımız var ya babası ateist demişlerdi. hiç anlamlandıramamıştım. tanrı tanımaz. öyle bir gelip geçmişti kulağımdan. ama birebir tanşmak, kendileriyle konuşmak farklı birşey elbette.
3 yıldır yazları heybeliadaya gidiyorduk. gittiğimiz birinci yıldan itibaren adanın kışın yaşayan yaşıtlarımla arkadaş olmuştuk. onlardan king, ohel, prefa, maçakızı gibi birçok kağıt oyunu öğrenmiştim. aralarında sıkışa sıkışa. kaybeden içecekleri öder sistemi ile çok ödedim. beni aralından biri olarak kabul edene kadar…
o zamanlar nezih ertanylmazın babası hüseyin amcanın bir kahvesi var orada oturuyoruz. orada oyun oynuyoruz. iskambil oyunları.genellikle kozlu oyunlar. yaz tatilindeyiz. sabahtan akşama kadar o oyun bu oyun. eğleniyoruz. benden üç, dört yaş büyük dört arkadaş ilginç ibri oyun oynuyorlar. birkaç kere izliyorum. hiç anlamıyorum. birgün yanlarına oturuyorum ve soruyorum. sizi seyredebilir miyim. tabii ki diyorlar. tanışıyoruz. oynadıkları oyun briç. oyun oynarken bir yandan oynuyorlar bir yandan anlatıyorlar. yavaş yavaş öğreniyorum. bu arada da kitabını alıp okuyorum. koz oyunlarını bilen biri olarak o kadar da zor değilmiş diyorum. toyluk… bu dörtlü arısından biri gelmezse ben tamamlıyorum arada sırada. ve gelişiyor oyunum. artık dönerli oynamaya başlıyoruz.
o zamana kadar çok solcu muhaabbetleri dinlemişim, ne de olsa heybeliada'dayız. solun teorisyenlerinin çıktığı yerdi orası. ama bunların ki biraz farklı. daha etkiyi söylemleri var ki üzerimdeki etkilerini hala taşıyorum. artık onlara etki denemez ama öylesine saygı ve sevgi duyduğum arkadaşlar. hala görüşürüz. onların benim için ne düşündüğünü bilmem ama benim hala sevgi ve saygı duyduğum insanlar onlar.
birini adı cevat. onunla yıllarca görüştüm.birgün cevat, tanrının varlığı ve yokluğu ile ilgili benzetmeler, şakalar yapınca, sen inanmıyor musun diye hayretle sormuştum. tanrıya inanmamak mı? gerçekten ateistin manasını ilk öğrendiğim kişidir cevat. bize bunu böyle öğretmediler. kursuna gittik. okumasını bile biliyorduum. o yıllara kadar adada her akşam duasına gidiyorum. orada cemaat var arkadaşlarım var. birlikte gidiyoruz. birlikte çıkıyoruz. sosyallaşiyoruz anlıyacağınız. ne güzel. ama örnekler, söylenenler çok mantıklı. öyle geliyor. o sene ilk defa oruç tutmuyorum. herkes oruç tutuğumu sanıyor. ben gizliden yiyorum. inanç sıradan insanların işi, ben gelişiyorum. kendimi önemli sayıyorum. atesitim ben. ama konuş neden derlerse verecek cevabım çok az. o güne kadar tüm okuduklarım dinin masalları ve mucizeleri. karşıt düşünceden bakan hiçbir yazı bile okumamışım, düşünmemeşim. sadece geç büluğ isyanlarından biri. bu en kolaylarından biriydi sanırım.
babam öldü iki yıl sonra. ben yine havraya gitmeye başladım. bir yıl mecburi zaten. ama mecbur olduğum için değil, babama vazifem olduğuna inandığım içindi. sonra da oruç tutmaya, hamursuzda kurallarına dikkat etmeye, hatta çevirisi helal et olarak yapılabilecek koşer et satın almaya başladım. en azından evde koşer yenmesine dikkat ediyorduk. otuzlu yılların başlarına kadar sürdü.
o yıllarda felsefe ile tanıştım. çok roman okuyordum ama felsefe asla. felsefe dinler felsefesini de kapsadığından, dinleri de okudum. karşıtlarını da. din karşıtı ateist görüşleri çok düşündüm, dini de. ilginçtir önce kuranı okudum. sonra bir kere daha. sonra tevratı. sonra incili. incili bitiremedim. ama dini inancım tamamen ve geri dönüşsüz bir şekilde terk etti beni.
güzel bir kontaktör olmuştu. üzerinden sohbetler, tartışmalar, arkadaşlıklar oldu özellikle internette. çok karşıttım. inançlı demek geri kalmış demek gibiydi. arkadaşlarımı doğru yola davet etmeliydim. ettim. mücade, tartışmalar, ikna çabaları. inancın ne kadar büyük bir kuvvet olduğunu anladığımda uzun yıllar geçmişti.
hiçbir bilimsel verisi olmadan, birşeyin inanırı olmak için, buna gerçekten inanmak lazımdı. bilinmezin büyüsü müydü acaba? bilinmezin çağrısı…
son birkaç yıldır inananlara saygı duyuyorum. nasıl mutlu oluyorlarsa, öyle olsunlar. ruhlarına iyi geliyorsa devam etsinler. fayda yaratacağına da inancım var. ama arada eski alışkanlıklarım da devam ediyor. çok samimi olduklarıma deli misiniz demekten de kendimi alamıyorum. :)